25 Haz 2012

Guru


Bir kısmı Türkiye’de geçtiği için biraz daha fazla dikkatinizi çekeceğini düşündüğüm bir film var elimde ve Bollywood sinemasında yine seriye bağladığım bi döneme giriyoruz sanırım. Hadi bismillah.

GURU
Yapım: 2007 - Hindistan,
Tür: Biyografi,  Dram,  Romantik,
Süre:166 dakika
Yönetmen: Mani Ratnam

Bu kez elimizde güzel bir film ve aynı zamanda etkileyici bir biyografi örneği var. Film gerçek ismi Dhirubhai Ambani olan bi dayının biyografisi. Ama filmdeki adı Gurukant Desai. Filmde niye öyle bişey yapmışlar bilmiyorum. Heralde sonradan telif melif baş ağrıtmasın ayağına girmemişler o işlere.
 
Daha öce bi hint filminde en az 2 filmin olduğunu söylemiştim. Bu filmin ilk yarısı oldukça eğlenceli geçiyor. İkinci yarı ise daha çok “Çöküş (Der Untergang) tadında geçiyor.

Baş rollerde daha önce hiç baş roldeki bir filmini izlememiş olduğum Abhishek Bachchan (ki kendisi Bollywood sinemasının meşhur dayılarından Amitabh Bachchan’ın ve başka bir benim hiç filmini ilememiş olduğum teyzenin oğlu olur) ve Jodhaa Akbar filmiyle daha yeni tanışma fırstatı bulduğum Aishwarya Rai ablamız oynuyor. Bu filmde pek yakıştıramadım bu çifti lakin gel gör ki bunlar gerçekte karı-kocaymış yahu. Bundan önce bi filmde daha oynamışlar, ikinci filmde tavlamış hatunu. Zaten bu tiple o hatunu o kadar çabuk tavlamasını kimse bekleyemez. Herif resme Erkan Mumcuya benziyor lan. Belki Erkan Mumcu’ya Özcan Deniz karışmış hali. (Yalnız Bollywood sineması tanıtma olayını Bollywood magazinine de yer verecek kadar genişlettim. Vallahi hayırlısı.) Allah bi yastıkta kocatsın ne diyelim. Yöremizden şu şarkıyı paylaşarak evrene bir mesaj vermek istiyorum.

Dediğim gibi filmin bir kısmı İstanbul’da geçiyor. Dayı gençliğinde İstanbul’a geliyor. Yıl 1951. Tam yükselmeye başlamışken, işi de öğrenmişken diyor ben memleketime dönüyorum kendi işimi kurmaya. Biraz milliyetçi bi dayı.

İstanbul’da geçen kısımlarda çok sayıda hintlinin gittiği mekanlar var mesela, çok enteresan mekanlar. İstanbul’da Hindistanlı bir sürü insanın tolanıp eğlendiği mekanlar neresiymiş acayip merak ettim. Söyleyin biz de gidek. Yalnız filmden şöyle bi fail durum yakaladım.


1951’de ne YTL’si lan!!?!?

Film yine canım Hindistan’ın güzide yapımlarından biri. “Mutlaka izleyin lan!!” diyebileceğim bi film değil. Ama tanıtmaya değer bir film. İstanbul’da geçmese de tanıtabileceğim bi filmdi. Ama gel gör ki İstanbul’da geçerek bir artı puan da benden kapıyor. E herif Hindistan milleyetçiliği yapıyor filmde ama ben de Türkiye milliyetçiliği yaparak filmi tanıtıyorum.

Son olarak filmin İstanbul'da geçen kalabalık Hintlilerden oluşan saheneler için “Hindistanbul” espirisini de yapayım yoksa çatlarım. Zaten yalnız izledim yapamadım kimseye. İçimde kalmasın.

sevgiler.

Jodhaa Akbar

Yine on numara bir Hint filmiyle uzun zaman sonra dönüş yapmış bulunmaktayım. Bu ara Hintleri ihmal ettim biraz farkındayım. Şimdi gönül alma vaktidir. 

JODHAA AKBAR

Yapım: 2008 - Hindistan,
Tür: Aksiyon,  Biyografi,  Macera,  Müzikal,  Romantik,  Tarih,
Süre: 213 dakika
Yönetmen: Ashutosh Gowariker

Film belki de en etkileyici Bollywood yapımlarından biri. Çok maliyetli ve cidden emek harcanmış bi film olduğu bariz belli oluyor. Çekimler güzel, oyunculuklar on numara, müzikler uçmuş. Kareografiler ise genel hint filmlerinden daha büyük kareografiler. Normal bi hint filminde 15-20 kişi oynuyorsa burda yüzlerce kişi oynuyor diyebilirim. Sadece bu yönüyle bile etkilemeye yeter.
Moğol imparatoru Jalaluddin Mohammad Akbar ile Hindu Rajput prensesi Jodhaa’nın ülkelerin stratejik bir anlaşma çatısında evlendirilmesi mevzu bahis. Moğol imparatoru Hindistan’ı yöneten ilk Moğol imparatoru olmak için kızı almayı vesile görüyor, Hindu Rejput ailesi de dışardan kendilerine gelen tehtidlere karşı Moğolları arkasına almak için kızını vermeyi uygun görüyor. Fekat kızın kuzenleri arıza, imparatorun da imparatorlukta gözü olan diğer elemanlarla arası nane. (Olaylar gelişir.)

Moğolların solisti.. Pardon Moğol imparatorunu oynayan arkadaş Hrithik Roshan. Back Vokalde ise.. Ehöm. Prensesi ise Aishwarya Rai oynıyor. Elemanı daha önce Zindagi Na Milegi Dobara diye bi filmde izlemiştim. Tanıtmamışım sanırım. Afişine aldanıp çok asi gençlerle dolu aksiyon filmi zannedip indirmiştim sonra tipik yol hikayesi çıktı. Amerikan gençliği vari çıktı biraz. Ondan tanıtmadım. Ama bu filmde yardırmış. Olmuş sağa Allah’ın aslanı. Kızımızı da daha çok yerde duydum, hatta bi kaç filmini de indirdim ama izlemek bi türlü nasip olmadı. Bu filme nasipmiş. O da on numara hanım kızımızmış. Anladım ki Bollywood’da büyük bi kadın yıldız olmak için gözlerin güzel olması şart.

Elemanlar savaş sahnelerini abartmamışlar. Gerçeğe yakın sadelikte olmuş. Ama bu saray muhabbetlerinin görkemliliğinin hakkını vermişler. Saray bürokrasisi falan Süleyman’dan eksik kalmaz.

Yalnız dayının hatunuyla kılıç sahneleri de pek aladenin pekinde (Yok Pekinde değil Hindisatanda. muhahah). Bu bahsettiğim sahneleri çok güzel süslemişler. Ayy ne şekerler yeaa diyesi geliyor insanın. Kız güzel olmasının yanında öyle efendime söyliyim bi çıtkırıldım durumu yok. Kılıçla Moğol imparatoruna kafa tutuyor la. Boru değil bi yerde. Saygı duyuyorum kraliçeliğine de oyunculuğuna da. Bu kadının adı neden bu kadar çok geçiyor şimdi daha iyi anlıyorum.

Agra Bazaar diye bi yer var filmde. Bildiğin Adapazar. Yıl farkından o kadar değişmişse demek.

Velhasılı işin özüne gelirsek; izlediğim en iyi hint filmlerinden biriydi. İzlediğin en iyi tarih konulu filmlerden biriydi ki dizi olsaymış Game of Thrones falan halt yermiş yani o kadar. Birebir tarihi yansıttığı söylenemez ama tarihçiler birbirlerini yiyor sinemacı adam da bu kadarını yapmış çok da güzel yapmız. Helalossun. Uzun olmasına uzun ama bazı noktalarda kısa bile kalmış diyebilirim. Onları da tamamlasaymış 5 saati bulurdu heralde film.

sevgilerle.

Ajab Prem Ki Ghazab Kahani - Hum Tum

Yine elimde iki filmle geldim. İkisini beraber tanıtmak istedim çünkü ikisini peşpeşe buldum, peşpeşe izledim. Filmlerin ikisinin de eğlence dozu aynı ve ikisi de çok keyifli. Bu filmleri izleyeli bi kaç gün oldu, aklımda kaldıkları kadar yazacağım. Bakalım ne kadar aklımda kalmış. O zaman çok makaraya sarmadan başlayalım hemen.

Ajab Prem Ki Ghazab Kahani (2010)  

Yapım: 2009  -  Hindistan
Tür:Komedi  Romantik
süre: 150 dakika
Yönetmen: Rajkumar Santoshi

Film gazeteci elemanın, ki kendisi ana karakter değil, ıssız mahalleye ropörtaj için gelişiyle başlıyor. Etrafta kimse yok kimle ropörtaj edecek la bu adam derken olaya mevzuya sürpriz karakter giriyor ve olayları anlatmaya başlıyor.

Filmin buraya kadar olan kısmı zaten filmle çok alakalı bi kısım değil. O yüzden spoiler denemez. Ama sahne enteresan bi sahneydi niye aklımda kaldığını söylemeyeyim de devam edeyim.

Yine bu filmde de en çok dikkatimi çeken Bollywood sinemasında ülke kültürünün fena şekilde işleniyor olması. Nerdeyse her filmde rastladığım dini inanlar meselesi bu filmde de var. Hele elemanın kendi dinine göre günah işlediği için kendi mabedine gidemeyip kilisede İsa’ya dua etmesine bittim zaten.

Başrollerde sempatik eleman Ranbir Kapoor ve oldukça güzel ablamız Katrina Kaif oynuyor. Katrina Kaif’i daha önce izledim ama bahsetmedim. Yine bi hint filmiydi ama Amerika’da geçiyordu, ortak yapımdı, 12 eylül olayları falan klasik Amerikan senaryoları diye tanıtmamıştım. Ama ablamız iyi oynuyor, çok da güzel oynuyor. Ranbir’ı daha önce izlememiştim, şimdi izledim iyi oldu. Bu eleman da iyi oynuyor. Yolu açık.

Bi de enteresan vaziyetleri var. Mesela salak komiklikler olur ya bizim filmlerde. Bazı sahnelerde onları yapmışlar ama böyle 10 dk bi salaklık komedisi değil. 3 saniyelik bişey. O muhabbetlerle dalga geçer gibi. Filmin keyfini kaçırmıyor.

Bi de müzikler var tabii. Başka filmlerde de olsun istiyorum artık bu müzik olayını. Hatta bazı hint filmlerinde olmuyor, onu özellikle bakıyorum. Müzik varsa izliyorum yoksa diyorum ne izleyeceğim lan 3 saat. Sıkılırım. Arada giriyor keyfim yerine geliyor vallahi.

Filmin konusundan yine bahsetmiyorum ama güzel bir 2,5 saat geçireceğinize eminim.

Hum Tum (2004)

Yapım: 2004  -  Hindistan
Tür: Dram  Komedi  Müzikal  Romantik
Süre: 142 dakika
Yönetmen: Kunal Kohli

Diğer filmimiz de bu. Hum Tum hint dilinde Sen Ben demek. Filmin ismi ise elemanın çizer olmasından ve karakteri Hum ve Tum olan çizgi roman serisi çizmesinden geliyor. (Spoiler değil lan. Valla değil.)

Bu sefer baş rollerdekilerin (evet kilerin) ikisini de izlemediğim bi film olduğu için seçtim. Yorumların da etkisiyle hadi bismillah diye filme…

Hint filmlerinde bunun örneğine çok rastlıyorum ki o da şudur; filmlerin süreleri uzun olduğu için kararkterlerin karaktereni, gelmişlerini, geçmişlerini, hayatlarını daha iyi irdeleme fırsatı oluyor. İzlerken de karakteri daha iyi tanıdığın için haliyle daha keyifli oluyor.

Filmin müzikleri güzeldi cümlesini belki de milyonuncu kez kuruyorumdur. Her postta en az bir kere kurduğum cümle olma özelliğiyle öne çıkıyor bu cümle. Ama hakaten güzeldi lan nabayım.

Merak ettiğim olay şu; bu Bollywood stüdyolarından (orayı şu an kampüs gibi hayal ediyorum) içeri girdiğin zaman dolmuştan 3. durakta iniyorsun, 100 metre ilerde Bollywood film müzikleri binası var da oranın belirli sanatçıları mı var acaba? Çok filmde aynı adamın sesine rastladım. Tekeline mi almış sektörü ne etmiş.

Daha önce filmlerini izlemedim ama isimlerini burda beyan etmekte bir beis görmeyerek oyunculara geçiyorum. Eleman Saif Ali Khan (evet yanlış okumadınız Khan. Bu da Khan. Bütün Hindistan Khan’mış meğerse. Elini sallasan Khan. Yalnız soyadların hala kast sistemiyle bağlantısı varmış. Soyadların enteresan bi vaziyeti hep var gibi geldi bana zaten de olaya bi dalmaya niyetlenmedim. Kadınlarda benzer soyad yok gibi nerdeyse. Erkekler hep Khan.), hanım kızımız da Rani Mukherjee. Bi de elemanın annesiyle babası var onlar tanıdık. Bikaç film izleyince anlıyorsun ki Bollywood’da bir anne baba karakteri varsa bu adamla bu kadın oynayacak. Oynuyorlarda. Şimdi isim olayına hiç girmeyeyim onlarda.

Burda konu daha geniş bi zamana yayılmış. Filmin zaten ana fikrini de anca öyle verebilir. Hani var ya alnında ne yazıyorsa o kardeşim, o karşına çıkacak. O hikaye yazılacak, ya da yazılmış başka bi açıdan bakarsak. Bu da öyle bi film.

Baktım kısalacağı yok saldım bu  sefer vallahi yazıyı. Filmler on numara. İndirin, izleyin, hayrını görün, keyfini çıkarın.

sevgiler.

Jab We Met


Öncelikle filmin şarkılarından beğendiğim birini ekleyerek başlayayım da sonu hayrolsun.
 
Yapım: 2007  -  Hindistan
Tür: Komedi,  Romantik
Süre: 137 dakika
Yönetmen: Imtiaz Ali

Her gün en az bir film tanıtan ben için biraz geç kalmış bir tanıtım denebilir. O sürede de filmler izledim elbet ama artık her izlediğimi tanıtmaya da üşeniyorum çünkü çok izliyorum. Dedim bari böyle bitince hemen post atabileceğim filmleri tanıtayım. Ve işte başlıyoruz.

Filme bi başladım zaten çat diye içine aldı beni, bitirdiğimde de, hadi be bitti mi, dedim. Dizi falan olsaymış gideri var yani konunun. Ayrıca bittiği gibi de yazıyı yazasım geldi ki şu son zamanlarda izlediğim filmleri tanıtmaya acayip üşeniyorum. Ama üşenmedim yazdım bittiği gibi.

Jab We Met’i izlemek için seçmemdeki en önemli etmen yine başrolde beğendiğim oyunculardan Kareena Kapoor’un olması. Aslında beğendiğimden de emin değilim ama nedense izlediğim filmlerinin hiç birinden pişman olmadım. Beğendiğimden emin değilim derken de kadında bi tuhaflık var. Çok güzel de denilebilir çok çirkin de. Bir mimik yapıyor dünya tatlısı, bir mimik yapıyor bi açıdan çekiliyor falan dişi gargamel. Valla kadının olayına hala vakıf olamadım ama filmler için referans alırsak güzel filmleri var diyebilirim. Bi tane daha var onu da gene üşendim diye yazamadım, yazacağım, yani yazarım heralde abi (nurullah mod)

Filmin konusundan gireyim diyorum ama öyle tek bi yerden girsem de giremiyorum o yüzden büyük ölçüde girmeyeceğim de ancak spoiler ya da konu hakkında bilgi vermeden filmden bahsedeyim. Neticede bi film güzelse güzeldir, konusu da işte bi adam var bi de kadın, olaylar gelişir, en basit ve yeterli tabirle.

Filmdeki esas kızımız Geet’in (Kareena) karakteri ve aile ilişkileri çok fena. Kareena’yı ilk defa bu kadar ön planda ve bu kadar aktif bi rolde gördüm. Rolün hakkını vermiş. Hatta demem o ki baya bu rol onun için biçilmiş kaftan. Kendini bulmuş karı. O yüzden Geet karakteri oldukça eğlenceli bi karakter. Zaten film başladığında götürüyor sonuna kadar.

Esas oğlan da (dur adını bakıyorum gıgıldan) Shahid Kapur. Bu da kapur ama o kapur başkaaa bu kapur başka. Eleman zengin akıllı yakışıklı falan doğal olarak gözlüklü de. Gözlükler yarım ve ince çerçeveli, camları da enine dikdörtgen gözlüklerden. Neden bahsediyorum bundan; çünkü elemanı film boyu izlerken “Doğukan o bir ev abisi değil, o bir bollywood yıldızı, bunu düşünmeyi kes filmi izle” diye kendime telkin verdim. Eleman tam bir ev abisine bensiyor, gözlükler falan abiler detected.
Bi de elemanda hafif bi Shah Rukh Khan havası var. Yani havası var o kadar. Benzerliği gençliğine veriyorum umarım büyüdükçe özgünleşir.

Ancak özgünleşmeyebilir de. Çünkü hollywood’un kendine has bir oyunculuğu olduğu gibi Bollywood’un da var. Bir çok oyuncu da benzer oyunculukları gördüm zaman zaman, kadın erkek farketmiyor. Bi erkeğin jestini mimiğini bi kadının yaptığını falan gördüm başka bi filmde. Gerçi o jest mimik aslında hep o kadınındı da ben önce erkekde gördüm diye bana öyle geliyor da olabilir.
insafsızca uzuyor yazı ve ben tadında bırakmak için parmaklarıma tüm zihnimle engel olmaya çalışıyorum.

Film cidden çok eğlenceli. Niye bitti lan. Sıkılınan bi güne iyi gelebilir.

Ve sanırım bitirmeyi başardım şu anda.

Sevgiler.

Delhi Belly


Uzun zaman son bir Bollywood günlüğünde yine birlikteyiz sevgili Bollywood sevme ihtimali olan insanlar. Epeydir film tanıtımı yapmadım. Peşpeşe o kadar film tanıtınca dedim susayım da motorum soğusun keh köh kö. 

Yapım: Hindistan
Tür: Dram,  Komedi,  Suç
Süre: 103 dakika (inanılır gibi değil)
Yönetmen: Abhinay Deo

Bu seferki filmimizde ne Shahrukh Khan, ne Kareena Kapoor, ne de Kajol oynuyor. Aamir Khan da oynamıyor demek isterdim ama filmin yapımcılığını kendisi yaptığı için kendini hemen bi göstermiş. Göstermese taktir edecektim. Herifin bi filmini beğendik bayıldık falan (3 idiots) ondan sonrakileri izledikçe bi kıl olmaya başladım. Neden bilmiyorum. Ancak bu Aamir Khan’ın başrolde olduğu bi film değil, yan rolde bile değil. Figüran gibim bişey.

Filmin başrolü İmran Khan. Heralde amcasının oğlu. Genç yeteneklerden imiş. Bakacuuk.
Filmin müzikleri yine çok iyi kahretmesin ki. Of.
Bu sefer ki hint kızları o kadar güzel değil. Yani güzel kız elbetteki var ama ön planda değil. Neden öyle yapmışlar bilemedim.

Film 1 saat 40 dk falan (Black 2 saat sürüyor diye o kadar gömdüm şurda 1 saat 40 dk'lık hint filmini övüyorum, Sopalansam gık demem bu sepepten). Şaşırdım. Dolu dolu bi 1 saat 40 dk ancak bir hint filmine göre kısa, klipli bölümler yine var yardırmışlar ama şarkılar da kısa. Öyle 6-7 dakkalık şarkılar yok. Eksiklik hissettim.

Filmin nasıl olduğuna gelirsek; tanıttığıma göre elbette ki iyi. Tam Organize İşler havasında bi film. Onu seven bunu da sevecektir. Sevmesi lazım. Nasıl bilmiyorum ama bu filmi sevmesi lazzııııım.
Genelde filmi özetleyen fotoğraflar afişler falan bulmaya çalışıyorum. Minimali görünce çakıldım. Daha iyi olabilirdi ama minimal neticede yani seviliyor.

sevgiler.

Black

Bu  filmden cidden çok az bahsedeceğim. Tamam belki neden az bahsedeceğim konusunu biraz uzatabilirim. Filmleri izlemeden önce filmin konusundan ziyade sadece bi kaç yorum okuduğumu söylemiştim. Yoksa filmin konusuymuş, oyuncularıymış, yapım yılıymış falan pek bakmıyorum. Ama sanırım hata yapıyorum. Hemen bakalım nedenlerine bi ufak.



Yapım: 2005  -  Hindistan
Tür:Dram
Süre:122 dakika
Yönetmen:Sanjay Leela Bhansali

Ben böyle yine her zamanki gibi kuruldum bi geniş geniş oturdum film izleyeceğim Bollywood, neticede en acıklı filmlerinde bile eğleniyorsun adamların, ama eğlenemedim. Neden?
  • Filmin tamamen bir hint filmi olmadığını anladığım ilk nokta olarak dakikaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Hiç bir hint filmi 2 saat olmaz. En azından benim izlediğim hiç biri 2 saat 35 dakikadan aşağıya değildi ve hiç birinde sıkılmamıştım uzunluğuna rağmen.
  • İkinci olarak hiç bir hnt filminde tamamen, ölümüne ingilizce konuşulmaz. Arada konuşulur, kaynar öyle araya. Öyle araya türkçe kelime bile kaynıyor böyle bi gözleri falan parlıyor insanın.
  • Üçüncüsü de hiçbir hint filmi şarkısız, türküsüz, danssız, çengisiz olmaz. Olmamalı.
Bu tip noktalardan bakınca tam bir hollywood filmiydi ve eğer ben hollywood filmi izlemek isteseydim gider hollywood filmi açardım heralde değil mi?

“Zorla mı izlettirdiler olm, duygularınla mı oynadılar?” diyebilirsiniz. Zorla izletmediler ama duygularımla oynadılar.

Bunu tüm insanlığa soruyorum bütün oyuncuları ve yönetmeni hintli olan bir film nasıl amerikan usullerine ve yapımcılığına boyun eğilerek ziyan edilebilir. Amerikalı sektörü ki kendi yaptıkları Son Hava Bükücü: Avatar animasyonunu, resmen anime tadında yaptılar, sinemaya aktarırken yine hintlileri de işin içine katarak bok ettiler.

Yazıklar olsun hintli oyuncular ve kahpe amerikalı yapımcılar. İki saatimi ziyan ettiniz. Bi de sinemaya gitmiş olsam yedi sülalenizi gezip düğünüme davet etmiş ancak düğün için köylerine araba yollamamış olurdum.

Filme gelirsek; kör sağır doğan bi kız var buna bi hoca… Anlatmıyorum lan!

Gene kısa kesemedim. Psikoloğa gideceğim yemin ediyorum ya.

sevgiler.

Rab Ne Bana Di Jodi - Om Shanti Om

Aslında iki film birden tanıtma gibi bi niyetim yoktu. Çünkü tanıtacağım filmlerden birini bitirdiğimde bunu tanıtmasam da olur gibi düşünmüştüm. Ancak biraz zaman geçince farkettim ki filmden aklımda çok şey kalmış. Bazı sahneler, şarkılar, oyunculuk falan gerçekten çok iyi. Lan bunlar iyiyse geriye ne kaldı ki? Hemen başlayayım o zaman da gene çok uzatmayayım. Zaten iki film. Kısa kesmeye bakacağım. Hala yazıyorum. Tamam. Kestik.

Şimdi iki filmimiz var. İkisi de Shahrukh Khan filmi. Shahrukh Khan’ı daha önce nerde işlemiştik arkadaşlar. Ra. One ve My Name is Khan’da. Evet. Öncelikle şunu söyleyeyim ki adam çok iyi oyuncu. Bana Christian Bale’i anımsatıyor ne hikmetse (umarım doğru yazmışımdır kıristiyan beyl’i). Daha önceki filmlerinden farklı iki filmi var şimdi karşımızda. Bu filmler daha eğlence temalı filmler. O yüzden biraz sinemanın popüler öğelerini barındırıyor olabilir. Ancak tanıtmaya değer olan kısmı bunları Bollywood kriterleri içinde yapıyor olması. Bu da filmleri haliyle daha farklı bi eğlenceye zerkediyor(doğru kullandım inşallah. doğruysa bana maşallah). Peki. İlk filmimizle başlayalım.

1. Filmimiz: Rab Ne Bana Di Jodi (Bu Çifti Tanrı Birleştirdi)
Yapım:2008  -  Hindistan
Tür:Dans,  Dram,  Müzikal,  Romantik
Süre:165 dakika
Yönetmen:Aditya Chopra

Az önce bahsettiğim ve anlatmaya değer bulmadığım fakat sonradan aklımda çok sahnesi kalan film buydu. Dedim ulan bu kadar klişe işler falan, oldu mu şimdi canım Bollywood sineması. Aradan biraz zaman geçince filmin şarkılarını açtım dinledim, bi kaç sahnesini de tekrar izledim o aradan. Film gerçekten eğlenceliymiş. Bunu izlerken değil de sonradan farketmem keyif alınmak için yapılan bir eylem adına ne değer taşır bilemiyorum tabii. Ama zaman kaybı olmadığı kesin.

Önceki yazılarda belirtmiştim Bollywood filmlerinin en az 2-3 film konusu olabilecek filmlerden yapıldığını (dikkat anlatım bozukluğu çıkabilir). Filmin içinde barındırdığı ilk film enteresan bi aşk hikayesi olarak başlıyor, ikinci filmse dans bildiğimiz dans filmleri gibi biraz. Ben o tarz filmleri pek sevmediğim ve hep aynı mantıkta bulduğum için pek sevmiyorum. Tamam işte anladık kazanıyorlar sonunda. Burda da söyliyim yarışmanın sonunka kazanıyorlar. Kaybedecek bişey yok bu bilgiyi edinmenizle. Eşek değilsiniz ya o kadarını herkes anlıyor artık. Ama işin bu dansla ilgili olan kısmını çok uzatmamışlar, filmde de çok önemli bir konuymuş gibi bu konuya vurgu yapmamışlar bu kısım güzel. Teferruat olarak kalmış. Herşeyi ana konuya bağlamak için bi araç olarak kullanmışlar.

Filmin senaryosundan çok bahsetmemeye çalıştım. Bi kaç detay verdim ama bunlar emin olur çok önemli detaylar değil muhterem kardeşlerim. Allah azze ve celle.

Gerçekten güzel oyuncular, sahneler ve müzikler var. Bu nedenle izlemeye değer. Tanıtmak istemiyordum senaryoyla alakalı bahsettiğim danslı manslı bölüm iyi olsa bana sıradan geldi o yüzden. Ancak yine de izleyin çünkü Shahruk Khan’ın canlandırdığı iki tip de adamın mizacına göre çok komik.

2. Filmimiz ise Om Shanti Om (Tercümesi yok la. Bulamadım)


Yapım: 2007 - Hindistan
Tür:Aksiyon,  Dram,  Müzikal,  Romantik,
Süre:166 dakika
Yönetmen:Farah Khan

Bu film Bollywood filmi içinde Bollywood’u gösteren bi film. Bi yandan reklam da kokmuyor değil ancak çok eğlenceli. Filmde Bollywood’un 30 yıl öncesi ve sonrasını görüyorsunuz.

Filmde yine daha önce bahsetmiştim, tam film bitti diyorum zırt bi dönüyor konu olaylar birbirine bir bağlanıyor höh diyorum. O münasebetle filmi izlerken çok eğlendiğimi söyleyebilirim.

Bi de şarkılarla alakalı olarak bu filmle beraber bişey daha keşfettim. Filmlerin içine şarkı koymaları gelenek, tarz, tür, artık ne dersek diyelim bize komik geliyor ya, adamlara göre de komikmiş. Yani çeviren eleman şarkıların sözlerini de çevirdiği için sözlerden anlıyorsun. Komik yani. Kendi makaralarını geçiyorlar.

Filmde aklımda kalan birkaç sahneden de bahsetmeden edemeyeceğim. Spoiler yok elbette.
  • Birincisi filmin şarkılarından biri. Derd-E Disco diye bi şarkı. Şimdi açıp izleseniz çok erotik öğeler barındırdığını, işte çok sıradan olduğunu falan düşünebilirsiniz, bu konuda sizi haksız bulmam. Ama filmi izleyip sözlerini de okuyunca çok komik ve eğlenceli. Bi kaç kere peşpeşe sarıp dinledim bu şarkıyı.
  • İkinci olarak filmin nerdeyse bütün ana olaylarını özetleyen bi müzikal sahnesi var. Çok iyi.
  • Üçüncü de bir çok Bollywood yıldızının filmin normal akışı içinde rolü olmasa da, içinde bulundukları sektörü anlatan bi film olduğu için tahmin ediyorum, yine bi danslı müzikli sahnede filmde yer almasıydı. Çoğunu tanıyamadım la zaten. Daha izlediğim kaç tane film. Ama eşek değiliz yani olaya vakıf olduk.

Bişey daha diyecektim ne diyecektim ya. Neyse unuttum anassınıssati.
İkisi de eğlenceli filmler.

İlk defa da eğlenceli Bollywood filmi tanıtmış oldum hadi hayırlısı. Bu arada Farah Khan kadınmış ya.
sevgiler.

My Name is Khan

Bu seferki bomba Bollywood yapımı filmimiz: My Name is Khan.

Yapım: 2010  -  Hindistan
Tür:Dram,  Romantik,  Politik
Süre:165 dakika
Yönetmen:Karan Johar

Artık hergün bir yeni Bollywood filmi formatına çevirdim ha hesabı da. Ama siz bu satırları okurken ben bi kaç film daha izlemiş ve onları yazıyor olacağım. Çünkü bu postu çarşamba akşamı yazıyorum. Herşey sizin için dostlarım. (siz kimseniz artık.)

Dedim bi Bollywood komedisi bulayım da onu izleyeyim. Zaten keyfim yok gelmişim okuldan, harcamaya kalorim kalmamış. Daha önce izlemediğim birinin filmini de izlemek istiyorum bi yandan. Araştırıken araştırırken, tabii önceki izlediğim filmler üzerinden atlaya atlaya gitmeyi umuyorum. Bi film daha da indirmiştim Dvdrip diye meğer Pre-Dvdrip’miş. Pre-Dvdrip ne lan. Baktım görüntüye nanay. Sildim direk. Eğlenceli film buldum mu peki? Bulamadım. Daha önce izlemediğim birinin filmini bulabildim mi? Onu da bulamadım çünkü bi kaç internet dışında hiç ummadığım yerlerden de duyduğum bu filmi yine görünce bunu indirdim. İyi ki de öyle yapmışım. Bakalım nemiş.

Daha önce Aamir Khan’la Kreena Kapoor’un oynadığı, Shahrukh Khan’la Kareena Kapoor’un oynadığı ve Aamir Khanla Kajol’un oynadığı filmler tanıtmıştım. Bu filmle beraber eşleşmeler tamamlanmış oluyor sanırım. Çünkü bu filmde Shahrukh Khan’la Kajol baş rolleri paylaşıyor. Ne lan bu kavak yelleri gibi. Bi de çocuk var çocuk da Yine Shahrukh Khan’ın oynadığı Ra. One’daki çocuk (yanlış hatırlamıyorsam o. çok önemli değil).

Filmdeki abimiz Asperger Sendromu mağduru (hastası mı deseydim?). Müslüman bi eleman bu. Kardeşinin peşine Amerika’ya gidiyor annesi ölünce onunla çalışmaya başlıyor dünyaya adapte olmaya çalışıyor. Zaten hastalığındaki en büyük sorun da adapte olamıyor olması. Ancak zekası yüksek ve dürüst de bi eleman. Helal süt emmiş yani. Maşallah.

—-0—-
(Bu paragrafta biraz gaza geldim. istemezseniz atlayabilirsiniz.)

Filmin temelinde 11 Eylül saldırısı sonrası Amerikalıların Müslümanlara bakış açıları ve yaptıkları yer alıyor. Saldırıyorlar, dükkanları indiriyorlar, her Müslümana bi terörist demeler bişeyler. Ne korkak herifler lan bu Amerikalılar. Hemen bi göt tutuşması, sağa sola saldırma, efendime söyliyim masum insanlara bok atma. Bunların ülke politikası da böyle. Gerçi işin daha da bok tarafı filmde gösterilen saldırılardan biri de okuldaki başı kapalı kadının baş örtüsünün çekip alındığı bi sahneydi. Ya hadi orası Amerika, ordaki insanların çoğu hristiyan, korkak, ne bileyim cahil, gerizekalı, neyse ne. Bi dönem heriflerin başkanı bile Müslüman olmadığını kanıtlamak zorunda kalmıştı orda insanlara. Hadi onu geçtim tamam ordaki insanlar öyle. Burası sözde çoğunluğu Müslüman ülke, bi kaç sene öncesine kadar biraz dindan insanlar her alanda ikinci sınıf insan görüyordu, kulübelerde kızların başını sorla açtırmalar falan. Ulan gene nerelere girdim ya. İnsanın zoruna gidiyor yemin ediyorum düşündükçe. Filmi izlerken burda bazen yaşadığım baskıyı tekrar yaşadım. Hani modern ablalarımızın dindarlar tarafından maruz kaldığı mahalle baskısı var ya, ona ben onlar tarafından daha fazla maruz kaldığımı hissettim ve işin hakkikatli bok tarafı burası Amerika değil. Teselli olunacak taraf yok lan. Tamam kesiyorum.
—-0—-

Bi de Hindistanda sanırım insanların inançlarıyla soyadları arasında bir ilişki var. Çünkü adamın adının Khan oldığını öğrenen adamın müslüman olduğunu anlıyor. Zaten bunu sıkıntısını yaşıyor. Mesela Khanna olsa hiç sıkıntı olmayacak.

Çok enteresandır filmde hint şarkıları olsa da hint dansları yok. Şu an ne yazayım diye düşünürken aklıma geldi. Nasıl olmaz lan. Baya baya yok yani. Amerika’da geçiyor diye olabilir.
My Name is Khan politik bi film olmasının yanında asıl olarak duygusal temelli bi film. Fenalar fenası duygusal hemde. Şiştim şiştim. Ağlacağım ağlayamıyorum da. Lan zaten yorgunum bitkinim iki eğleneyim diye çıktığım yolda ne hallere geldim.

Ana karakter Rızvan Khan Amerika’da kendinin terörist olmadığını anlatmak için yola çıkıyor bi süre sonra (herifin gerçen soyadı da Khan. acayip). Çünkü işler artık boka sardı iş çığrından çıktı. Herifin hayatı altüst oldu. Bi de sen ben gibi de değil, adamın dünyası bambaşka. Sarı renge ve aşırı gürültüye dayanamıyor. Deyimleri falan anlamıyor zaten. Sanırım bu sendrom otizmin bi türü, ya da direk otizm mi bilemiyorum.

Filmi tanıtayım derken komple filmi anlatacağım anlatamıyorum, bi kamyon şey yazdım gene ne anlarsınız onu da hiç tahmin edemiyorum. Ama bu film için 3 saat ayırmaya değer bir süre (tuvalet ihtiyacı falan herşey dahil). Hatta az bile. Bu arada kızlar için söylüyorum Bollywood’un tek starı Aamir Khan değil. ;). Beyler size gelince Kajol var ama ondan hiç bahsetmedim farkındaysanız neticede ben başı bağlı bi adamım hehehe.

En son olarak da şunu belirteyim ki bu kadar sıkıntı yaşamasına rağmen Khan bu yolculuğa kendi için çıkmıyor ve tüm Müslümanlar adına bomba bi replik var:

“My name is Khan and i am not a terrorist.”

“Benim adım Khan ve ben terörist değilim” (Çevirdim ama bu kadar ingilizcesi olmayan var mıdır acaba? Zaten ilkokul ingilizcesi. Neyse belki vardır lan gömmiyim şimdi varsa. Ayıp değil neticede bilmemek)

Rahat olun ağlayın lan. Ağlamak da ayıp değil. Valla bak.

(Yok ben bu kısa yazma işini beceremeyeceğim akadaş.)

sevgiler.

Lagaan


Yapım:2001  -  Hindistan
Tür:Dram,  Müzikal,  Romantik, (Müzikal yazmışlar lan filme. Bollywood’da müzikal olmayan film mi var. Tamam tamam müzikal. Burda şarkılar daha konuyla ilintili ve konunun akışıyla birlikte gidiyor klipler de. Ondan.)
Süre:224 dakika (Epey uzun yani. Farkındayım)
Yönetmen: Ashutosh Gowariker

Yukardaki zımbırtıları tahmin edersiniz ki başka bi siteden çekiyorum. (Sanki okuyorsunuz lan. Her seferinde de biriyle konuşuyormuş gibi yazıyorum. İyi değilim sanırım. Neyse devam.) Başka bi siteden çektiğim için de tüm dalga geçme hakları bende saklı. 

Tamam bu elimdeki son Aamir Khan filmi. Bunu da tanıtıp bi süre Aamir Khan filmi izlememeye özen göstereceğim. Söz. Kızlar da bu aradan bi doysun Aamir Khan efendiden.

Dram, romantik, müzikal falan diye geçmiş ancak bu kez daha tarihsel bi filmle karşı karşıyayız. Hindistandaki ingiliz hegamonyası ve sömürüsüne karşı bir avuç köylünün kan ter içinde verdiği amansız mücade diye nitelersem çok ağdalı olur. Acıtır.

Bu filmin yapımcısı da Aamir Khan. Ona ver sosyal mesajı sana film çeksin zaten akadaş. Becermiş mi? Becermiş.

Filmden keyif almak olayı anlamakla alakalı. O insanların vaziyeti bi film olarak bakıldığında sadece bi filmdir ama bunu izleyen bir hintli sanmıyorum ki sadece bir film izlediğini düşünüyor olsun. Sen ben 1453 izlesek efendime söyliyim çanakkale savaşıylan alakalı bi film falan izlesek, filmler nane molla da olsa gene bişey olur yani, filmi direk çöpe atamıyoruz. E sen Türksen adam da Hint yani. Ona göre de onun memleketi cennet. Onun savaşı kutsal. Pek fark yok.

Ancak filmde öyle bi savaş durumu yok. Olayı yumuşatmışlar baya bi ve tadına vardırana kadar da uzatmışlar. Yaklaşık 4 saat. (3 günde falan izledim lan. Okula git gel izle, yemek ye izle, tuvalete git gel izle, izle babam izle. Gerçi ben Star Wars serisini de bi kaç haftada izlemiştim dizi gibi.)

Peki savaş yoksa ne var? Kriket. Ben bu bollywood filmlerini izlemeden konularına falan bakmıyorum pek. Bi iki yorum okuyorum biri iyiydi güzeldi demişse indiriyorum neticede her türlü şimdiye kadar izlediğin şeylerden farklı bi tat veriyor. Kriket falan olduğunu da bilmiyordum filmde. Bilsem de diyecektim ki lan şimdi bilmediğin bi film anla anlayabilirsen. Heyecanlanamazsın bile. Ofsayt yok, gol yok, üçlük yok. Spor haznesi bu kadar olunca öyle düşünüyor insan.  Lakin film 4 saate yakın diyorum lan 4 saat.

Köylüler 3 yıl vergi vermemek üzere ingilizlerle iddialaşıyorlar, yenilirlerse de 3 katı vergi verecekler ancak günlerdir mi aylardır mı ne tek bir damla yağmur yağdığı yok. Bi kaybederlerse nanay yani. O kriket öğrenilecek. Filmde ingilizleri gömmedikleri bi nokta var o da Prenses Diana. Onun ne yaptığını söylemiyeyim ama bi güzellik yapıyor.

İşin komik tarafı da bu Hintliler ortak yapım falan yaptıkları zaman öteki elemanları da alet ediyorlar olaylarına (Hintli de neyse Yunanlı gibi). Hadi sen dans ediyorsun şarkı söylüyorsun et dansını söyle şarkını. Yoook. O Prenses Diana oynuyorsa o film de o da şarkı söyleyecek dans edecek. O yüzden bi kere daha hasta oldum, bi kere daha gurur duydum. Adamlar Kingaleyisselatuvesselam.

4 saat oturup izlerseniz boşa gitmez. Hem iki kriket öğrenirsiniz, dünyanız genişler. Yani size tavsiyem 4 saati kasa kasa izlemenin bi alemi yok tabii. Ne der Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi’de “Ölümle başetmenin en iyi yolu onu ciddiye almamaktır. İşi olan işine gitsin, okulu olan okuluna.” Metin olun yani filmi izlerken. Nerden nereye geldik ya.

Bu film tavsiye etme olayını beceriyorum gibi lan sanki. Tam olmadı ama yavaş yavaş olacak inşallah. Hadi bakalım.

Allah sabır versin.

sevgiler.

Taare Zameen Par

Bu seferki filmimiz: Taare Zameen Par. (Yerdeki Yıldızlar ve Her Çocuk Özeldir diye de geçiyor.)
Filmin afişini mi koysam bu resmimi koysam diye düşündüm biraz, bu resimde karar kıldım. Hem filmle de alakası var. Filmin ismini de buraya yazmış oldum nolcak sanki di mi.

Taare Zameen Par

Yapım: 2007  -  Hindistan
Tür: Aile,  Dram,
Süre:165 dakika
Yönetmen: Aamir Khan,  Amole Gupte


Yine bir hint filmi ve yine Aamir Khan. Bu herife niye sardıysam bu kadar. Şimdi ben 3 idiots’la başladım ya hint filmi izlemeye, ordan Aamir Khan falan derken daha çok bu adamın filmlerini bi kere izlemiş bulundum. Çok da iş yapmış kerata. Daha çok filmi var da biraz uzaklaşacağım ondan sonra yine döneceğim. Bundan sonra bi tane daha var ondan sonra. eheh. Tamam.

Bu sefer filmimizi daha bi aile filmi. Özel eğitimi konu almış. Çocuk var, resimdeki çocuk, disleksi hastası ve daha çok disleksiden girerek özel eğitimin önemine getiriyor olayı. Biraz mesaj içerikli film ancak boş bi film diyemem. Siz şimdi disleksiyi de bilmezsiniz. Disleksi olunca şey oluyor böyle ağzından çıkanla kulağının duyduğu birbirini tutuyor ama mesela yazarken tutmuyor. Öğrenme güçlüğü diyenler de var. Misal ben disleksi hastası olayım sen bana top at ben o topu tutamıyorum doğru eğitimi almazsam. Niye? Çünkü ben seninle benim aramdaki mesafeyi ve topu atış hızını doğru hesaplayamıyorum top bana gelirken. Öyle pis bi durum. Alt tarafı topu tutacaksın ne var bunda. İşte sen yapıyorsun, ben yapıyorum, çocuk yapamıyor.

Film imdb’de falan da yüksek bi puan almış ama imdb’ye de pek güven olmuyor şimdi. On numara bi filme 4 verdikleri de oluyor bombok bi filmin 8-9 aldığı da. Zevk meselesi yani sonuçta demokratik oylama da olsa sevmeyince sevmiyorsun 9’luk filmi. Mevzu bu filmle alakalı değil öyle esti aklıma.

Dediğim gibi film biraz mesaj ağırlıklı, öyle de olması gerekiyor bu tip konularda. Herşeyin de makarası yapılmaz ki kardeşim. Özellikle öğretmen ve aileler için tavsiye edilebilecek bi film. Ancak öğretmen öğrensin ailesi öğrensin de bu çocukların arkadaşları olmayacak mı? O yüzden senin benim de öğrenmemiz lazım böyle şeyleri. Filmde konuyu anlatmak üzere animasyonlar sıklıkla kullanılmış. Kurduğu hayalleri falan animasyonlarla falan göstermişler. Animasyonlar iyi ve keyifli. Müzikler zaten kaçınılmaz. Çocuğun nerdeyse küçük prens gibi bi havası var. Çocuk da desen doğunun küçük prensi. (oyy benzetmelerimden vurun beni). Duygusal film duygusal öyle deme.

Çocuk demişken; arkadaş nasıl buluyorlar böyle çocuk oyuncuları. Çocuk gerçekten hasta mıdır da filmi çekerken tedavi ettiler o arada falan. Öyle olsa anca çünkü. Sen ne zaman hazırlık okudun ne zaman bitirdin konservatuvarı. Allah allah. Böyle bi çocuk da Bal’da vardı. O çocuğa da hasta kalmıştım. Onu da ne ajan ne bişeyden bulmuşlar. Öyle ilçeden birinin çocuğuymuş. Ama tabii bürokrat çocuğu mu neymiş. Torpilli haspam. Torpilli morpilli oynamış gerçi yani. Hakkını vermiş. Ne bileyim ya.

Yahu şurda bi film tanıtacağım ağlama duvarına çevirdim.Her seferinde de ne yazsam diye düşünüyorum bi saat başlamadan. Üşeniyorum falan. SOnra diyorum bi başlayayım bakalım ne olur. Başlıyorum böyle oluyor. Neyse.

Sevgiler.

Ra-One

Yapım: 2011  -  Hindistan
Tür: Bilim Kurgu,  Aksiyon,  Macera, 

Oyuncular:Shahrukh Khan, Kareena Kapoor, Arjun Rampal, Satish Shah,
Yönetmen: Anubhav Sinha


Bir Bollywood film tanıtımı kuşağında daha birlikteyiz. Sanırım bu bi kaç gün çok sık film tanıtımı yapacağım çünkü elimde bi kaç tane izlenmiş ve işe bak ki hepsi de tanıtılmaya değer filmler var. Az çok bilen la bunu herkes biliyor sen tanıtsan ne olur diyebilir ama bilmeyen de var. Mesela bana kimse bişey tanıtmadı kendim buldum izledim, sonra dediler bana onu bilmeyen mi kaldı. O zaman benim gibiler için gelsin.:(

Bu filmi izleyene kadar hep şüphedeydim. Bu heriflerle herkes dalga geçiyor, böyle hep bi gerizekalı muamelesi yapıyor, acaba bu herifler gerçekten gerizekalı oldukları için mi bu efektler falan böyle uçuk yoksa işin içinde başka bi dümen mi var. Bollywood’u da sevmişim bi kere hayalkırıklığına uğramak istemiyorum bi yandan.

Bu filmi şimdiye kadar izlediğim. çok az sayıda olsa da, Bollywood filmleri arasından şöyle bir farkla sıyrılıyor ki; bilim kurgu ve macera olması. Bilim kurgu ama öyle bi bilim kurgu değil. Bilimden geçtim olum bu nası bi kurgu lan. Bilim kurgu olduğu için de bir çok efekt içermesi gerekiyor haliyle. Efektler artık hssktr boyutuna geliyor zaman zaman. Ancak bu filmden anladığım şudur ki herifler olayı aşmışlar artık bütün olayla makaralarını geçiyorlar. Amerika’da bu tarz filmler çok ciddiye alınır. Hatta Süperman’e Spiderman’e inanan adamlar var lan. Star Wars’u zaten ilahi film serisi olarak benimsemişler. Ama burası Hindistan, burda herşey gerçek. Daha önce de belirtmiştim doğu kafası diye, doğu kafası böyle bir konuyu ciddi işleyemez zaten ki film ciddiyle geyik arasında gidiyor. Sırıtmıyor ve can sıkmıyor.

Baş rolleri Shah Rukh Khan ile Kareena Kapoor oynuyor. Zaten Bollywood’da elini sallasan ya Khan’a çarpıyor ya Kapoor’a. Abimizin Aamir Khanla bi akrabalığı var mı bilmem ama ablamız Raj Kapoor’un torunu oluyormuş. Bundan 3 idiots’u tanıtırken de bahsetmiştim sanırım. Bollywood’da gözler renkli olunca oyuncu mu olunuyor anlamadım. Biraz daha genişlesin hint filmi dağarcığım bu konuda da kendi çapımca bi kanıya varmış, size de iletmiş olurum.

Filmde oyun yapımcısı bir şirketin yaptığı ve başlarına bela ettiği bi oyunun karakterleri baş rol olarak yer alıyor. Ben izlerken bi ara oyunun içinde video izlersin ya (ne deniyordu lan onlara) o tadı aldım. Hikaye de biraz  o tatta.

Filmde önemli bi ayrıntı olarak sanırım Amerikan ortak yapımı film. (bendeki de ne Amerka düşmanlığıymış arkadaş, bak geliyor yine.) Hint filmi olduğu için haliyle dans sahneleri falan çatır çatır var bundan şikayetimiz de yok ancak normalde hint kızlarının danslarında böyle seksi kıyafetlerle götlü mötlü danslar olmaz. Daha kıvrak ve narin dans olur, mimikler falan kullanılır özellikle. Fakat burda daha ziyate hint şarkıları olsa da karılar danslar götlü mötlü.
Filmin müziklerininin çoğunda Akon var (sılim şeydi yok).

Hikayeden en fazla şu kadar bahsedebilirim. Baba var bi tane, oğlu var, baba oyun yapımcısı şirkette çalışıyor; adeta melek gibi bir adam, oğlu bilgisayar ve oyun manyağı; oyunlarda kötü karakterler cezbediyor kendisini, baba oğlu için kötü karakterin güçlü olduğu bi oyun yapıyor. Fakat filmin başında bi teknolojiden bahsediyor sanal alemin gerçek dünyada var olabilmesi üzerine, hologramın daha ilersi, bire bir bilgisayardaki varlığın dışarda olmasıyla alakalı. Bu teknolojiden mütevellit kötü karakter canlanır, o canlanınca iyi karakter de canlandırılı ve olaylar gelişir.

Şaka maka filmi bayağı anlattım ama bu tarz filmleri sevenler için eğlenceli bir 3 saat olacaktır. Sinema da gidilmez tabii de evde büyük keyifle izlenebilir. Zaten ben sıkılsam 3 saat niye dayanayım. Kapatır başka bişey yaparım. Bi de üstüne oturmuş tanıtımını yapıyorum (cins miyim neyim).
Gene iki satır bişey yazacaktım oldu bi kamyon ya.

sevgiler.

Fanaa

Yapım: 2006  -  Hindistan
Tür: Dram,  Gerilim,  Komedi,  Romantik,  Savaş,  Suç,  Politik,  (bu nasıl bi tür lan. izlemeden anlamıyor insan tabii.)
Süre: 168 dakika

Hazır izlemişken taze taze tanıtayım dedim.

Yine bir Aamir Khan filmiyle karşınızdayım. Zaten Aamir Khan’dan geçilmiyor. Akadaş bi kere Bollywood dedin mi Aamir Khan şart.

Film duygusal başlıyor, ölümüne bir flört romantizm duygusallık, efendime söyliyim bir polisiye olaylar falan ne oldu dedim lan yine. Sonra romantik başlayan film elbetteki polisiye bitecek değil. Çok yoğun duygu seli var, az daha ağladım bi sahnede lan. eheh. Bakmayın şimdi gülüğüme. Filmin sonunda da şey oluyor.. tamam yapmıyorum. (madem o kadar yazdık bi de sonunu söyliyim tam olsun. eheh.)

Öncelikle 3 idiots’ta Aamir Khan’a hasta kalıp ayılıp bayılanlara burdan sevgilerimi iletiyorum, burda ne yazık ki o kadar şeker bi adam yok. Allahım bi de filmin başında uzun saçlı falan halleri, liseli midir yeni üniversiteli midir, nedir. Götüme benzemiş hiç de sempatik değil bu filmde. Zaten olmaması da isabet olmuş.

Filmde milliyetçi bi durum var, alttan alttan veriyor hint milliyetçiliğini diyordum ki filmi bitirince bir Erkan Tan edasıyla lafımdan geri döndüm. Herşey konuyla alakalı yine. İçten pazarlıklı bi durum yok yani. Sakiniz.

Aamir Khan o kadar şeker değil, peki kızımız? Hı. Kızın gözler zaten kamyon farı. Çak çakayi. Saçlar desen şelale, kızın kafasından aşağıya akıyor (benim yarimde de var aynısından kıskanın. ehehe). Zaten kızımı da büyük ihtimal ordan kotarıyor. Değişik bi renk gözü var. Acayip.

Müzikler, oyunculuklar, eeefendime söyliyim mekanlar, çekimler falan iyi hoş.

Film 3 saate yakın. Değer mi? Değer.

“Ben sevdim eller alsın.”

Bir de önemli bir detay olarak: “Subhallah.”

Bollywood’a Giriş

Bu son zamanlarda sinemaya küsmüştüm lan adeta. Yani ne bileyim sinemaya gidince param boşa gidiyormuş gibi hissediyorum. Hatta bu son zamanlarda güzel bi film görünce “lan buna sinemada gitseymişim param boşa gitmezmiş” diye bi laf dolandı dilime.
Yani şimdi mantık şu: neticede film izlemek bi zevk meselesi. Sıkılırsın keyfin yerine gelsin, ne bileyim zaman geçsin diye film izlersin. İyi de evde daha rahat koşullarda, daha keyif alarak ve ücretsiz gerçekleştirdiğim bi aktiviteyi neden asgari 15 lira harcayarak ve daha az konfor içeren bi şekilde yapayım ki. Şöyle örnek vereyim: sevgilinle gidip evde takılmayı, muhabbet etmeyi, beraber yemek yapmayı mı tercih edersin, onunla kafede oturup yemek sipariş etmeyi mi? Bi de madem o kadar para bayılıyoruz 1,5 saat ne ya şaka gibi. Artık iş sanattan, hobiden, keyiften falan çıktı zaten. Sinema yapanlar da artık sanattı, sinema sevgisiydi falan bunun için yapmıyorlar. Ticari oldu iş. -tamam işin das kapital boyutuna geçmeyip burda kesiyorum-
Ben böyle düşünürken pat diye bi film izliyorum ve değil “sinemada izlesem param ziyan olmaz” demek, bütün sinema anlayışım değişiyor. Bu kadar zaman sinemada aradığım şeyi buluyorum lan filmde ve işin en güzel tarafı bu bi tane film değil koca bir sektör olarak var. İşte hollywood’un klişe ve tekrar eden standart senaryo ve yapımlarına karşı dünyanın en büyük ikinci sinema devi Bollywood.
Adamlar dünyanın en büyük ikinci stüdyosuna sahip, dünyanın en çok sayıda filminin yapıldığı ülke ve hollywood’la alakası yok.
  • Aralarındaki en büyük fark bi kere hintlilerin tarihsel ve köklü bir kültürünün olması. Çok çeşitli insan olsalar da Amerikalılar gibi toplama ve kendi içlerinde kültürlerini yok edip yozlaşmış bir topluluk değiller. Konular onlara kıyasla çok daha enteresan haliyle.
  • İşin benim için en vurucu bir diğer yanı da yine hollywood’un aksine karakterler karizma peşinde mimiksizlikten ölmüyorlar, baba ne kadar mimik, işve, cilve, naz, ne bileyim allah ne verdiyse tüm doğallığıyla kullanıyorlar. Bu yüzden erkekleri etkileyecek fena güzel ve şirin hintli kızlar, kızlar için de fena sempatik ve yakışıklı hint erkekleri var.
  • Yine işin en güzel tarafı bir hint filmi en az 2,5-3 saat oluyor. Neden güzel çünkü hiç biri bir nuri bilge, efendime söyliyim semih kaplanoğlu tadında durağan değil. Film başladığı anda bitene kadar gidiyor. Normalde en az 3 tane hollywood filmi çıkacak konulardan 1 tane film yapıyorlar ve hiç sıkılmıyorsunuz. Film artık burda biter heralde diyip ne kadar kaldığına baktığım bi kaç filmde daha filmin yarısına gelmediğimi gördüm lan. Öyle de g*t ediyorlar adamı.
  • Bir de şarkıları var tabii. Hiç vazgeçmiyorlar bu konuda. Adamların sinema kültürü bu abi ve vazgeçmesinler de. Zaten senelerdir dalga geçiyorlar ve izlerken tuhaf geliyor insana alışık olmadığın için ama alışıyorsun ve o kafaya geldiğinde sıkmıyor seni. Bazen film boyunca 5-6 dk’lık şarkıyı dinliyorsun ve sıkılmıyorsun. Şarkılar konuyla bağlantılı çünkü. Altyazıları çevirenler sağolsun tabii şarkıları da çeviriyorlar. Yoksa mantıksız geliyor haliyle dublajda falan saçmaymış gibi duruyor. Saçma gibi duruyor çünkü sözler konuyla alakasız olsa da görüntüler konudan çok absürt yerlere gidebiliyor. -Bu konuya sonraki maddeden devam edeyim-
  • Görüntüler demişken; dediğim gibi adamlar hollywood’un nerdeyse bütün imkanlarına sahip ve bunu öyle kullanıyorlar ki bütün o efektleri falan canavar gibi yapıp bi de onlarla dalga geçiyorlar. Yani biz de yapsak aynısını yapmaz mıyız abi? Bunun Türklükle falan alakası yok baba, bu doğulu kafası. Doğu’daki dünya gerçek. İnsan var kültür var inanç var. Herşey doğuda. Sen oraya bilgisayar efekti koyduğun zaman ataları büyük şair olan adamlar ne kadar global dünyada yaşayıp aynı efekti yapabileceği sinema bilgisine sahip olsa da onu tiye alır yani. Tiye alır ama sırıttırmıyorlar işte.
  • Efekt kullandıkları zaman canını alıyorlar efektin, dibine kadar zorluyorlar ama gerçekçi filmlerinde de çok gerçekçiler ve hiç efekt kullanmadan da seni mort etmeyi biliyorlar.
  • Bir diğer nokta olarak filmlerin en az 2,5-3 saat olduğundan bahsettim ve bu sürede film içinde her duyguyu yaşıyorsun. Tam süper eğlenceli bi sahne izliyorsun mesela pat bişey oluyor mala çeviriyor seni. Tam hüzünlü bişey olur hop diye dönüyor mevzu.
  • Filmlerde erotik sahneler nerdeyse hiç olmuyor. Öpüşme sahneleri bile belki çok nadir olarak yeni yapılan filmlerde. Bi de yine amerika ve avrupa ortak yapımlarında bollywood sinemasına göre müstehcen sahneler olabiliyor.
  • Ve son olarak sosyal mesaj durumu var. Özellikle Aamir Khan’ın olduğu filmlerde daha bariz olan sosyal mesajlar mevcut. Animelerde de va la aynısı şimdi farkettim. Doğulu kafası işte. Halkını bilinçlendir hanım sendromu. Ama uzatıp uzatıp of ulan yeter durumuna getirmiyor adamı değinip konusuna geçiyor ve güzel şeyler oluyor.
  • Ah o hint mimik ve danslar lan bi kere daha değinmeden geçemedim. Çok şekerler lan. ehehe.
  • Filmi izleyip yer kaplamasın diye bilgisayardan silersin ya, misyonunu tamamlamıştır yani artık film. Silmeye kıyamıyorum lan.
Bizde bir Leyla ile Mecnun gibi bir dizi yeni yapılmaya başladı. Komple böyle iyi işlerin yapıldığı bi sektörden bahsediyorum. Ben şahsen bu yüzden bu kadar sevdim. Sinemanın hakkını hakkaten veriyorlar. Bizde bir dizi bile 90 olarak bir haftada çekilebiliyor ve sinemalarda da 90 dk’lık filmler yapıyorlar bir dizi kadar olmuyor bazen. Ama adamlar sinemaya emek vermenin tanımını yapmışlar bence sektörleriyle ve yapılarıyla. Sen 3-4 saat oturup o filmi izliyorsan ordan pişman bırakmıyor seni. O kadar diyeyim.
Bu yazıyı olur da okursanız şunu diyebilirsiniz tabii; “madem öyle bi film söyle de bakalım bakalım nasılmış?”. O yüzden bu yazıya mukabil bir de yeni başlamama rağmen hint filmerinin en beğendiğim örneklerinden birini tanıtarak başlayacağım ve sonra izlediğim ve beğendiğim filmleri zamanla paylaşacağım.

3 IDIOTS

Yapım:2009 - Hindistan,
Tür:Dram,  Komedi,  Müzikal,  Romantik,  Gençlik,
Süre:160 dakika
Yönetmen:Rajkumar Hirani,Oyuncular:Aamir Khan,
Kareena Kapoor,Madhavan,Parikshat Sahni,Akhil Mishra,
Chandrashekhar,Omi Vaidya,Rajeev Ravindranathan,Pitobash,
Atul Tiwari, Mona Singh,Sharman Joshi, Javed Jaffrey,
Boman Irani

aamir khan, kareena kapoor, Madhavan, Sharman Joshi

Yazının içinde de bahsettiğim ve ilk izlediğim hint filmi bu. Filmin adından da anlaşılacağı gibi üç tane gerizekalının başından geçen yanlışlıklar komedisi değil. Çünkü bu bir hollywood filmi değil. Kraliyet mühendislik okulunda tanışan üç elemanın hikayesi. Konudan pek bahsetmeyeceğim.
Öncelikle senaryoda boşluk doldurmak için yazılmış tek bir sahne yok. Herşey neticeye olabileceği en iyi şekilde bağlanıyor. Senaryo olarak 10 üzerinden 9 verebilirim o da neden 10 değil de 9, nazar değmesin diye. eheh.
Çekimler falan zaten çok güzel, olaylar, karakterler, oyunculuklar falan harkulade. Filmde kızlar için bi Aamir Khan ki izledikten sonra kız erkek farketmeksizin diğer filmlerine de bakacaksınız, erkekler için de Raj Kapoor’un güzel torunu Kareena Kapoor var.
Müzikler zaten harkulade ve çok eğlenceli. Filmin içinde geçmesiyle danslarla falan ilgili bu filmle birlikte çabucak aşina olabilirsiniz. Hatta fena halde de zevk alacaksınızdır.
Yukarda bahsettiğim ne varsa Bollywood sinemasıyla ilgili en iyi örneklerini tek tek bu filmde görmeniz mümkün. Müzik mi dersin, konu mu dersin, sosyal mesaj mı dersin, dans mı dersin, oyunculuk mu, çekimler mi… Valla ne dersen de. Herşey on numara.
Yakında izlediğim filmlerden de ayrı ayrı kısaca bahsedeceğim.
Ve şimdi ben ödevimi yapmak yerine bir film daha izleyeceğim. Çok renkli bi dünyaları var lan. Hayal dünyaları çok gerçek ve güzel. Of doğulu kafası, kendimi buldum lan adeta. Nasıl bahtiyarım. ehehe.

Sevgiler.

Popüler Yayınlar

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...